 06.02.2023 günü, Türkiye saati ile 04:17'de ve 13:24’de sırası ile merkez üssü Pazarcık (Kahramanmaraş) ve Elbistan (Kahramanmaraş) olan Mw 7.7 , odak derinliği 8,6 km ve Mw 7.6 odak derinliği 7,0 km olan iki deprem meydana gelmişti. Her iki deprem Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Gaziantep, Malatya, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Şanlıurfa ve Elazığ’da çok şiddetli hissedilmiş büyük can kaybı ve ağır hasara neden olmuştur. İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre 6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısı 53 bin 537'tür. Yaralı sayısının ise 107.213 olarak belirtilmiştir. Deprem gerek büyüklük gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir. Depremin Türkiye’nin 11 ilini içine alan bir bölgede meydana gelmiş ve çok geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması nedeniyle, ülkede büyük sıkıntılara neden olmuştur. 2025 yılı sonuna kadar 455.000 konut ve iş yerinin inşaatı tamamlanarak sahiplerine teslim edilmiştir. Depremin Ülkemize maliyeti dolaylı olarak 150 Milyar doları bulmuştur. Deprem ve diğer etkenlerin sonucu ödemeler dengesi ve ekonomi bozulmuş, enflasyon artmıştır. Uygulanan sıkılaştırma politikalarıyla özellikle emeklilerin reel maaşları azalmış, alım güçleri ciddi oranda düşmüştür. Bunun sonucu yerel seçimlere yansımıştır. Yaşadığımız depremlerde hayatını kaybedenlere bir kez daha Allahtan rahmet diliyoruz. ÜLKÜTEK
Türkiye yaklaşık olarak dünyadaki depremlerin 1/5'ini oluşturan Akdeniz-Alp-Himalaya adıyla anılan en etkin deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. Ülkemizi kuzeyden, güneyden ve batıdan saran bir deprem kuşağı topraklarımızın %92'sinde deprem tehlikesi yaratmaktadır. Ülkemiz, tektonik, jeomorfolojik yapısı ve sahip olduğu iklim özellikleri nedeni ile büyük can ve mal kayıplarına yol açan doğal afetlerle sık sık karşılaşmaktadır ve karşılaşmaya bundan sonra da devam edecektir. Mevcut deprem bölgeleri haritamıza göre; topraklarımızın %66'sı deprem bölgesinde bulunmaktadır. Yapılarımızın ve ülke nüfusunun büyük bir çoğunluğunun bulunduğu deprem bölgelerinde büyük bir deprem olma olasılığı her zaman vardır ve yüksektir. Sadece depremler yüzünden, 1900'lerden bu yana yaklaşık 160 bini aşan sayıda vatandaşımız hayatını kaybetmiş, çok sayıda yapımız yıkılmış ve hasar görmüştür. Biliyoruz ki; ülke ve bölge düzeyinde yerleşim politikalarının fiziki planlamasının hazırlanması, kent ölçeğinde rantsal anlayıştan uzak arazi kullanım planları yapılması, afet etkilerine dayanıklı yapım sistemlerinin teşviki ve stratejisinin geliştirilmesi, uygun mühendislik tekniklerinin sağlanması, Ar-Ge desteklerinin sağlanması, hedeflenen strateji ve planların hayata geçirilmesi ve ilgili tüm kanun ile yönetmeliklerinin afet risklerini azaltma odaklı olarak yeniden düzenlenmesi ve gereği gibi uygulanması, denetlenmesi bizi dünya standartlarında çağdaş, çevre, plan, fen ve sağlık açısından uygun ve güvenli yaşam mekânlarına sahip olma ve ülke koşullarını da gözeterek amacına ulaştıracaktır. Tüm bunların gerçekleştirilmesi için üniversite, sanayi, inşaat sektörü, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları arasındaki işbirliğinin etkili bir şekilde güçlendirilmesi gerekmektedir. Ülkütek bu konuda üzerine düşeni yapmaya hazırdır. Depremlere karşı alınması gereken önlemler ivedi bir öneme sahiptir. Mevcut Yapı Denetim Yasası'nın öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi ve öngörülen teknik müşavirlik şirketi modeli yerine uzmanlık ve etik niteliklere sahip yapı denetçilerinin etkinliğine dayalı, yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modeli benimsenmelidir. Bu denetimlerin İyi yetişmiş uzmanlardan oluşacak bir kamu kuruluşu tarafından daha etkili şekilde denetlenmesi Türkiye koşullarına daha uygundur. Bu kuruluşun günlük siyasetin dışında tutulması iktidar ve muhalefet olmak üzere herkesin yararına olacaktır. Artık, her afetten sonra sık sık yapılan "yara sarma" anlayışından vazgeçip, bilimin, tekniğin yol göstericiliğinde afet öncesi alınacak önlemlerle, afet zararlarını kabul edilebilir sınırlara indirmek hedeflenmelidir. Türkiye "Afet Güvenli Kentler” oluşturma çalışmalarına hızla başlamalı, günümüz bilim ve teknolojisi kullanılarak "yaşanabilir ve güvenli” kentler yaratılmalıdır. Kentsel dönüşüm çalışmaları Merkezi yönetimce planlanarak vatandaşa mali yük getirmeden en riskli alanlardan başlayarak en geç 5 yıl içinde bitirilmelidir. Bunun bir seferberlik havası içinde yapılması önemlidir. Bu çalışmaların finansmanı yapılaşmaya açılacak yeni alanlardan elde edilecek rantlardan sağlanabilir. Her türlü teknik elamanı içinde barındıran sadece Ankara’da kamu, üniversite ve özel sektörden 1700 yakın mühendis, mimar, şehir plancısı ve diğer teknik eleman üyesi bulunan Ülkücü Teknik Elemanlar Derneğinin afete dayanıklı güvenli kentler oluşturulmasında üzerlerine düşeni yapacağından kimse kuşku duymamalıdır. Yaşadığımız depremde hayatını kaybedenlere bir kez daha Allahtan rahmet diliyoruz. ÜLKÜTEK |